Gökçe Göktürk

Gökçe Göktürk

Gökçe Göktürk - MANİFESTO

Ben, kendisini tek bir duyguyla anlatabilecek biri değilim.

Şarkılarım bazen şehrin en sessiz sokağında, bazen ışıkların altında, bazen de kalabalığın ortasında kimsenin duymadığı bir iç sesle başlar. Kimi zaman bir odada duran saat kadar hareketsiz, kimi zaman sahilde çalan eski bir gitar kadar canlıdır.

Benim için müzik, yalnızca güzel cümleler kurmak değildir. Söylenemeyenleri duyulur hâle getirmektir.

İlk albümüm Sessizlikte Kayboldum’da karanlık daha yakındı. Şehir büyüktü, sokaklar uzundu, ışıklar yorgundu. Kalabalık vardı; fakat karakter kendisini görünmez hissediyordu. Dışarıda zaman ilerlerken kalbin içindeki saat durmuştu.

Gölgeler Şehri ve Kalbimin Saati, insanın fiziksel olarak yürürken duygusal olarak aynı yerde kalabileceğini anlattı. Bir Varmış Bir Yokmuş, bir zamanlar gerçek olan bir bağın nasıl hatıraya dönüşebildiğini gösterdi. Bir Başıma, yalnızlığın bazen bir odadan çok insanın kendi benliğinde oluşan boşluk olduğunu söyledi.

Yoksunuz Artık – Rock Edition’da kayıp tek bir kişiye ait değildi. Hayattan çıkan her insanla karakterin kendisinden de bir parça eksildi. “Yoksunuz” sözcüğü, yokluğun çoğalmasını ve hayatın bir döneminin bütünüyle geride kalmasını taşıdı.

Alıştım Artık, acının bitmesiyle ona alışmanın aynı şey olmadığını hatırlattı. Aynı Yerdeyim, takvimler değişse de insanın bazen duygusal olarak ilerleyemediğini anlattı. Kalbim Boş, dışarıdan ayakta görünen birinin içinde hiçbir şey kalmamış gibi hissedebileceğini gösterdi. Dört Mevsim ise aylar geçerken bazı yaraların mevsimlerden daha uzun yaşayabildiğini söyledi.

Bu şarkılarda sessizlik huzur değildi. Söylenemeyen sözlerin, karşılık bulmayan seslerin ve insanın kendisine bile açıklayamadığı duyguların ağırlığıydı.

Fakat ben yalnızca karanlığı anlatmak istemedim.

Gitsem de Kalmışım’da insanın başka bir yere gidebileceğini, yeni sabahlara uyanabileceğini ve yine de kalbinin geride kalabileceğini söyledim. Gerçek gidişin mesafe koymak değil, geçmişin bugünü yönetmesine son vermek olduğunu anlattım.

Bu Gece Benim’de yönümü değiştirdim. Yaralarımı inkâr etmeden sokağa çıktım, ışıkları sahiplendim, ritme karıştım ve mutluluğu gelecekteki kusursuz bir güne ertelemeyi reddettim. Çünkü yeniden gülmek, geçmişi küçümsemek değildir. Hayatın hâlâ devam ettiğini kabul etmektir.

İkinci albümüm Kendi Hikayem, bu kabulün ardından geldi.

Ben Böyleyim, başkalarının bana nasıl yaşamam gerektiğini söylemesine karşı verdiğim cevaptı. Yanlış da yapsam doğru da yapsam kendi seçimimin sorumluluğunu taşımak istediğimi söyledim. Ağlamanın, korkmanın veya yalnız hissetmenin dik durmaya engel olmadığını anlattım.

Ben kusursuz bir kahraman değilim.

Bazen geceden korkarım.
Bazen susarım.
Bazen gitmesi gereken birine “kal” diyemem.
Bazen de gitmiş olmama rağmen içimde kalırım.

Ama bütün bunlar kim olduğumu başkalarının belirlemesi gerektiği anlamına gelmez.

Gece Bizi Çağırıyor’da “ben”den “biz”e geçtim. Kalabalığın içinde herkes kendi derdinde kaybolmuşken iki insanın birbirini bulabileceğini anlattım. Bazen uzun açıklamalara değil, aynı ritmi duymaya ve aynı anda göz göze gelmeye ihtiyaç vardır.

Sarıl Bana’da güneşi, denizi, arkadaşlığı ve aşkı aynı hikâyenin içine aldım. Mutluluğun yalnızca büyük zaferlerden oluşmadığını; bir melodi, bir gitar, bir sahil, bir gülüş ve sevdiğin kişinin sana sarılmasıyla da hayatın tamamlanmış hissedilebileceğini söyledim.

“Ben buradayım, yaşıyorum” demek benim için yalnızca neşeli bir cümle değildir. Uzun süre hayatın dışında kalmış birinin yeniden kendi bedenine, sesine ve bulunduğu ana dönmesidir.

Sonra hikâye yeniden kırıldı.

Gitme Demedim’de sevdiği kişinin kalmasını istediği hâlde bunu söyleyemeyen karakteri anlattım. Bazen insanın en ağır pişmanlığı, yanlış bir söz söylemesi değil, doğru sözü zamanında söyleyememesidir.

Son Mesaj’da iletişim kararan bir ekrana kadar küçüldü. “Yazma artık” demek, hiçbir şey hissetmemek değildi. Daha fazla incinmemek için kendine sınır çizmeye çalışmaktı.

Bu iki şarkıda cümleler kısa kaldı. Çünkü bazı ayrılıklar uzun açıklamalarla yaşanmaz. Bir yastığın soğuması, bir çayın beklerken unutulması veya telefonun artık çalmaması yeterlidir.

Kırık Pusula’da yönümü kaybettiğimi inkâr etmedim. Fakat kaybolmakla bir süre susmak arasındaki farkı ortaya koydum. Pusula kırılmış olabilir; yol yine de devam eder. İnsan bazen doğru yönü bir işaretten değil, yaptığı yanlışlardan öğrenir.

Sağır Dünya’da kendime şu soruyu sordum: Sesim mi çıkmıyor, yoksa dünya mı dinlemiyor?

Uzun süre duyulmamanın suçunu kendimde aradıktan sonra sessizliğin beni korumadığını fark ettim. Kendi payımı almak, kendi hikâyemi baştan yazmak ve “Ben buradayım” demek zorundaydım.

Geri Dönüş Yok, bu sesin karara dönüştüğü andır. Kilitleri kırmak, sınırları aşmak ve eski hayata dönen yolları kapatmak kolay değildir. Fakat bazen iyileşebilmek için yalnızca ileriye yürümek yetmez; insanı geriye çeken kapıları da kapatmak gerekir.

“Kendi yolunu bu kadın yapar” sözü, yalnızca bir şarkı cümlesi değildir. Benim sanatçı kimliğimin merkezidir.

Bir kadın karakter yalnızca sevilen, terk edilen veya bekleyen kişi değildir. Kendi kararını verir, yanlış yapar, bedel öder, düşer, yeniden kalkar ve hayatının yönünü kendisi belirler.

Ruhumda Yangın Var, bütün bu yolculuğun sonunda ulaştığım yerdir.

Yangın benim için yalnızca acı değildir. Tutkudur, hayatta kalma isteğidir, öfkedir, müziktir ve sahneye çıkma cesaretidir. Beni yakabilecek olan şeyi, beni ileri taşıyan güce dönüştürmektir.

En dibe düştüğünde insan bazen kendi adını bile unutabilir. Fakat içinde küçücük bir ses “Bitmedi” diyorsa hikâye gerçekten sona ermemiştir.

Müzik benim için bir süs, arka plan veya geçici kaçış değildir.

Müzik bazen elinden tutan tek şeydir.
Geceyi gündüze bağlayan köprüdür.
Söyleyemediğin cümlelerin sesidir.
Dağıldığın yerde kendini yeniden toplama biçimidir.

Müziğim Turkish rock, alternative rock, pop-punk, pop-rock, indie rock, dance-rock, hard rock ve marş karakterli düzenlemeler arasında dolaşır. Çünkü insanın bütün duyguları aynı sesle anlatılamaz.

Bir şarkı hızlı olabilir ama içinde ağır bir kayıp taşıyabilir.

Bir şarkı dans edilebilir ama geçmişle yüzleşebilir.

Bir şarkı sessiz başlayıp dünyaya yöneltilen bir çığlığa dönüşebilir.

Bir yaz şarkısı bile insanın yeniden yaşama katılmasının hikâyesini anlatabilir.

Ben türleri kimlik değiştirmek için değil, duygunun ihtiyaç duyduğu dili bulmak için kullanırım.

Şarkılarımda şehir önemli bir yerdir. Şehir bazen gölgelerin büyüdüğü bir labirent, bazen gece ışıkları altında özgürlük alanı, bazen de karakterin üzerine gelen büyük bir sistemdir.

Gece de tek bir anlama sahip değildir. Bazen korkudur, bazen yalnızlıktır, bazen aşkın başladığı yerdir. Sabah ise her zaman bütün sorunların çözüldüğü zaman değildir; fakat insanın yeniden kendisine dönme ihtimalidir.

Saatler, yollar, pusulalar, mesajlar, ateş, kül ve sahne sürekli değişen anlamlarla geri gelir. Çünkü ben geçmişimi silmiyorum. Aynı imgelerin hayatımdaki hükmünü değiştiriyorum.

Bir zamanlar duran saat, ilerleyemediğimi gösteriyordu.

Bir zamanlar sessizlik, kaybolduğum yerdi.

Bir zamanlar ateş, canımı yakan şeydi.

Bugün sesimi yükseltiyorum.

Bugün kendi yolumu yapıyorum.

Bugün ruhumdaki yangını sahnenin ışığına dönüştürüyorum.

Benim için güçlü olmak hiç kırılmamak değildir.

Güç; kırıldığını bilerek kendini yeniden kurmaktır.

Güç; ağlarken de kendi değerini koruyabilmektir.

Güç; başkalarının seni anlamamasını, kendinden vazgeçmek için gerekçe yapmamaktır.

Güç; geçmişi inkâr etmeden onun hayatın üzerindeki yönetimini sona erdirmektir.

Sevgiye inanırım. Yakınlık istemekten, “Sarıl bana” demekten veya birinin gitmesini istemediğimi kabul etmekten utanmam.

Fakat bir insanı sevmek, kendi kimliğini ona teslim etmek değildir. Birlikte yürümek değerlidir; yine de yolun yönünü bütünüyle başka birinin belirlemesine izin vermemek gerekir.

Ben, başkalarının bana yazdığı karakteri oynamak istemiyorum.

Ne yalnızca kırılganım.
Ne yalnızca asiyim.
Ne yalnızca karanlığım.
Ne de yalnızca ışığım.

Bazen aynı yerdeyim.

Bazen gece beni çağırıyor.

Bazen gitsem de kalıyorum.

Bazen “Bu gece benim” diyerek yeniden hayata karışıyorum.

Bazen kırık pusulamla yürüyorum.

Bazen sağır dünyaya bağırıyorum.

Bunların hepsi benim.

Kendi hikâyeni yazmak, geçmişteki bütün sayfaları yırtmak değildir. O sayfaların seni nasıl tanımlayacağına artık kendin karar vermektir.

Ben geçmişimi saklamıyorum.

Yanlışlarımı yok saymıyorum.

Yaralarımı güzelleştirerek anlatmıyorum.

Onları müziğe dönüştürüyorum.

Çünkü insanın hikâyesi yalnızca başına gelenlerden oluşmaz. Düştükten sonra ne yaptığı, sustuktan sonra hangi sözü söylediği ve kendisini kaybettiğinde nasıl geri bulduğu da o hikâyenin parçasıdır.

Ben kaybolabilirim.
Kırılabilirim.
Susabilirim.
Yönümü şaşırabilirim.

Ama yol bitmediyse ben de bitmedim.

Ben hâlâ buradayım.
Sesim artık daha gür.
Ruhumda yangın var.
Geri dönüş yok.

Bu kez hikâyemi başkaları anlatmıyor.

Bu, kendi hikâyem.

Ve benim adım Gökçe.