Selin Göktürk

Selin Göktürk

Selin Göktürk - MANİFESTO

Ben kolay açıklanan duyguların peşinden gitmiyorum.

Bir insanın “iyiyim” derken sesinde kalan küçük kırılmayı, gece herkes sustuktan sonra başlayan iç konuşmayı, masada unutulmuş bir kahvenin yavaşça soğumasını ve bir odanın içindeki görünmez eksikliği dinliyorum. Şarkılarım çoğu zaman tam olarak bu anlarda doğuyor.

Benim için müzik, yüksek sesle söylenen kesin cevaplar değildir. Bazen tek bir nefes, yarım bırakılmış bir cümle veya iki nota arasındaki boşluk, uzun bir açıklamadan daha fazla şey anlatır. Bu yüzden sessizlik benim şarkılarımda yalnızca sesin yokluğu değildir. Sessizlik; korkunun, özlemin, yorgunluğun ve söylenemeyen gerçeğin bulunduğu yerdir.

Sessizliği romantikleştirmiyorum. Yalnızlığı güzel bir görüntüye dönüştürüp acının gerçek ağırlığını saklamak istemiyorum. Boş bir ev gerçekten boştur. Beklenen kişi gelmediğinde gece gerçekten uzar. İnsan bazen yaşadığı şeyin üzerinden yıllar geçse bile kalbinin saatini yeniden çalıştıramaz. Ben bu gerçekleri yumuşatmak yerine onlara dikkatle bakmayı seçiyorum.

Ama melankoliyi teslimiyet olarak da görmüyorum.

Kırılgan olmak, güçsüz olmak değildir. Bir insanın düştüğünü söylemesi, yenildiğini kabul etmesi anlamına gelmez. Bazen ayağa kalkmanın ilk adımı, yerde olduğunu dürüstçe söyleyebilmektir. Şarkılarımda karakterler hemen iyileşmez, bir gecede unutmaz ve her sabah daha güçlü uyanmaz. Önce kaybolurlar. Sonra sessizliğe alışırlar. Bazen bunun iyi mi kötü mü olduğunu bilemezler. Ancak tam da bu belirsizliğin içinde kendi seslerini yeniden duymaya başlarlar.

Ben kusursuz kahramanlar anlatmıyorum. Ben üşüyen, bekleyen, yanlış yollara giren, geri dönmek isteyen fakat geri dönemeyen insanları anlatıyorum. Çünkü gerçek dönüşüm, insanın hiç kırılmaması değildir. Gerçek dönüşüm; kırıldıktan sonra parçalarını inkâr etmeden kendisini yeniden kurabilmesidir.

Şehirler benim şarkılarımda yalnızca arka plan değildir. Sokak lambaları, ıslak kaldırımlar, kapalı pencereler ve uzak bir odadan gelen radyo; karakterlerin iç dünyasının devamıdır. Bazen şehir insanı saklar, bazen yutar, bazen de hiç kimsenin duymadığı bir sesi gecenin içinde taşır. Ben müziğimle o sesi görünür kılmak istiyorum.

Vokalimin her zaman en güçlü veya en yüksek ses olmasını istemiyorum. Dinleyicinin yanında duran, ona yaklaşan ve “Bunu yalnız sen yaşamıyorsun” diyen bir ses olmasını istiyorum. Fısıltının da ağırlığı olduğuna inanıyorum. Sakinliğin etkisiz olmadığını, yumuşaklığın direnç taşıyabileceğini ve en sessiz insanın içinde bile büyük bir yangın bulunabileceğini biliyorum.

Lo-fi, indie pop ve ambient pop benim için yalnızca tür isimleri değildir. Bu ses dünyaları bana kusurların, nefeslerin ve boşlukların saklanmadığı bir alan açıyor. Parlak bir yüzeyin arkasına gizlenmek yerine dinleyiciyle aynı odada bulunuyormuş gibi hissettiren bir yakınlık arıyorum. Şarkının kusursuz görünmesinden çok gerçek hissettirmesini önemsiyorum.

Geçmişi silmek istemiyorum. Onu yeniden besteliyorum.

Bir zamanlar beni durduran anıları, bugün söyleyebildiğim cümlelere dönüştürüyorum. Kaybolduğum sokakları, geri dönmek zorunda olmadığım yollara çeviriyorum. Beni yakan ateşi yok etmiyorum; onun yönünü değiştiriyorum. Çünkü aynı yangın bazen insanı küle çevirir, bazen de karanlıkta yolunu gösterir.

“Sessizliğe Alıştım” bu düşüncenin en açık hâlidir. Bu cümle ilk duyulduğunda bir vazgeçiş gibi gelebilir. Oysa benim için iki farklı anlam taşır. Evet, bazen insan yokluğa alışır; çünkü başka seçeneği yoktur. Fakat dışarıdaki bütün sesler sustuğunda, kendi içindeki sesi ilk kez gerçekten duyabilir. Albümün yolculuğu da tam olarak buradan geçer: Sessizlik önce bir boşluk, sonra bir alışkanlık ve sonunda yeni bir sesin doğduğu alan olur.

Ben acının sonsuza kadar sürmesini kutsamıyorum. Acıyı inkâr etmeden dönüşebileceğimize inanıyorum. Affetmenin unutmak olmadığını, iyileşmenin geçmişi silmediğini ve ayağa kalkmanın bir daha hiç düşmemek anlamına gelmediğini biliyorum. Güç benim için, her düşüşten sonra aynı kişiye dönmek değil; yaşadıklarının içinden geçerek kendine daha dürüst bir biçimde ulaşmaktır.

Şarkılarımı, söyleyemediği cümleleri içinde taşıyanlara yazıyorum. Kalabalıkta görünmez hissedenlere, geceleri kendi düşüncelerinden kaçamayanlara, bir fotoğrafın önünde durup artık ne hissettiğini bilemeyenlere, sessizliği hem düşman hem de sığınak olarak tanıyanlara yazıyorum.

Müziğim size hazır cevaplar vermeyebilir. Bazen yalnızca yanınızda oturur. Bazen aynı pencereye bakar. Bazen hiçbir şey düzeltmeden, yaşadığınız duygunun gerçek olduğunu hatırlatır. Benim için bu da bir iyileşme biçimidir: Anlaşılmadığını düşünen bir insanın, bir şarkının içinde kendisine benzeyen bir ses bulması.

Ben Selin Göktürk.

Sessizliğin içindeki ayrıntıları dinliyorum. Kırılganlığımı saklamıyorum. Geçmişimi silmiyorum; onu müziğe dönüştürüyorum. Karanlıktan korkmadığımı söylemiyorum, fakat karanlığın içinde kendi ışığımı aramaktan vazgeçmiyorum.

Ben hâlâ buradayım.
Ben hâlâ söylüyorum.
Ve artık kendi sesimi duyuyorum.